Yaşlılık Üzerine Soru ve Cevaplar
- Ismail Tufan

- 7 Oca
- 2 dakikada okunur
(Prof. Dr. İsmail Tufan'ın bu yazısı, ilk olarak 14.12.2017 tarihinde yayınlanmıştır.)
Günümüzün en önemli gelişmelerinden birisi, yaşam süresinin uzaması ve yaşlıların çoğalmasıdır. Demografik değişimlerden de sıkça söz edilmektedir ve toplumsal yaşlanmanın birey ve toplum açısından sonuçları üzerine bilimde ve politikada tartışılmaktadır. Yaşlılık herkesin bildiği bir yaşam dönemidir. En azından genel kanı bu yöndedir. Genel olarak yaşlılığın belli bir yaşta başladığı kabul edilmektedir. Bu görüşün ardında ise güncel demografik gelişmelerin ve yaşam süresinin yer aldığı görüşünden hareket edilmektedir.
Soru 1 Yaşlılık çağımızın bir olgusu mudur?
Cevap 1 Yaşlılık çağımızın bir olgusu değildir. Tarihin her döneminde yaşlı insanlar yaşamıştır. En eski kanıtlardan biri din kitaplarıdır. Din kitaplarında yaşlılardan sık sık söz edilmektedir. Ayrıca filozofların yaşlılık üzerine çeşitli görüşler ortaya koydukları da bilinmektedir. Öte yandan efsanelerde de yaşlılık üzerine görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan en tanınmışı Gılgamış Destanıdır.
Soru 2 Yaşlılığın 60 − 65 yaşlarında başladığını yaşam süresi uzadığı için mi kabul ediyoruz?
Cevap 2 Antik Çağda yaşam süresi 30 yıl veya daha kısaydı. Buna rağmen yaşlılığın başlangıcı üzerine görüşler ortaya atılmıştır. O dönemde yaşlılığın 60 veya 63 yaşında başladığına inanılırdı (Helmchen, Kanowski, Lauter 2006). Yani yaşlılık yeni bir şey değildir. Dolayısıyla yeni olduğu kabul edilen görüşlerin pek çoğu antik eserler kadar eskidir. Toplumsal ve kültürel değer yargılarına bağlı değerlendirme ve yorumlara dayalı yaşam dönemi olarak karşımıza çıkıyor. Solon yaşamın on safhadan meydana geldiğine inanıyordu. Son safhanın 63 yaşında başladığını kabul ediyordu. Romalı âlim Terentius Varro’ya göre ise son safha 60 yaşında başlıyordu. (Helmchen, Kanowski, Lauter 2006). Yaşlılığın sözde belli bir yaşta başladığı inancı veya görüşü emeklilik sistemlerinin tasarımcılarından, Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çok önceleri vardı.
Soru 3 Yaşlılık ve yaşlılar hakkında görüşler sözlü olarak nasıl nesilden nesile aktarılmaktadır?
Cevap 3 Şüphesiz günlük konuşmaların bunda rolü büyüktür. Ayrıca aile eğitiminde de yaşlılar hakkında çeşitli tutum ve düşüncelerin aktarıldığını tahmin edebiliriz. Bunların yanı sıra sözlü edebiyat yoluyla da yaşlılar hakkında çeşitli görülerin nesilden nesile aktarıldığını biliyoruz. Örneğin, masallarda yaşlı çirkin ve kötü cadılara, ak saçlı iyi kalpli nine ve dedelere sık sık rastlıyoruz. Bunların yanı sıra atasözlerinin de önemli rol oynadığını görüyoruz. Örneğin, yaşı 70 işi bitmiş veya kurt kocayınca kuzunun maskarası olur. Bu örneklerden hareket edince “Her insanda bir parça toplum, her toplumda bir parça insan vardır” (Mikl-Horke 2001) görüşü anlam kazanıyor. Çünkü efsaneleri, masalları, atasözlerini insan yaratıyor ve insanı toplum şekillendiriyor.
Soru 4 Emeklilik modeli yeni bir şey midir?
Cevap 4 Emeklilik modeli de en eski toplumsal tasarımlardan biridir. Örneğin Antik Çağda yaşlılar askerlik yapmazdı. Eski Çin’de yaşlı yöneticilerin 70 yaşında yöneticilikten ayrılmaları talep edilirdi. Yaşlanma ve yaşlılığın yapısal nitelikleri ve sosyal anlamlarının değişimi bilinen en eski dönemlerden beri süregeliyor. Kurumlarda, gruplarda, bireysel yaşam planlarında ve biyografik perspektiflerdeki değişimler yaşlılığın toplumsal anlamlarını kavramayı zorlaştırıyor (Backes, 2000).
Soru 5 Yaşlanma ve yaşlılık üzerine herkesin az çok sahip olduğu tecrübeler bunun tanımında işimizi kolaylaştırmıyor mu?
Cevap 5 Tam tersine: daha da zorlaştırıyor. Çünkü inandığı fikirlerden insanı vazgeçirmek, çok zordur. Yaşlanma ve yaşlılık üzerine sahip olduğu ve doğruluğundan şüphe duymadığı fikirlerinden vazgeçmediği gibi, bunların yanlış olduklarının kanıtları ortaya konulduğunda bile bunlardan vazgeçemiyor.


Yorumlar